Okumak Anlamaktir

15 Aralık 2012 Cumartesi

Ölüm de bir İhtiyaç, Sen Yoksan Yanımda

Paha biçilmez inci. Gözleri şarap lekesi, baş döndürür kokusu. Nefesini keser sesi ve incecik kalp atışları. Hele bi'de o rica etmesi. Kar tanesi. İzin ver; tarayayım çiçek dolu saçlarını. Cennet melek özlüyor olmalı, sen hala burdasın.

Gitme! Günah ol, işlen içime ve çıkma dışıma. Hapset beni. Can taşır O da, eles yurdu güzeli. Ve poz verir sana ve soğuk sarar seni. Kendi intiharına yakın her kötü anımın acili. 

Gül kokuyordun uzaktan, bense ter. Şimdi küf dolu içim yasta. Nevs-i müdafa, ruhum hasta. Ak içime yavaşça ve sar beni. Körükle giderim ateşe. Ah be güzelim, ölüm de bir ihtiyaç sen yoksan yanımda!

12 Aralık 2012 Çarşamba

La Bohème

Hep işitirdim de hiç bilmezdim kimin dillendirdiğini bu eseri. Sonra birgün, Ayhan abi paylaştı facebook'ta orda tanıdım, meğer Charles Aznavour imiş. Pek az işe yarar sosyal paylaşım ağları bu gibi durumlarda, lakin 40 yılda bir de olsa bu kez işe yaramıştı benim için. Herkes en çok bilinen sığ şeyleri paylaştığı için çok zor oluyor böylesine güzel şeylerle karşılaşmak.

İyice merak ettim ve ne dediğini öğrenmek istedim sanatçının. Sizde de oluyor mu acaba? Hani başka lisanda bir müzik duyarsınız da sözlerini öğrenmek istemezsiniz. Hayal kırıklığı yaratmasından korkarsınız, o bilmediğiniz sözler sizi alıp başka başka diyarlara götürmüşken. Eksik kalır bazen sözler, o güzel müziğin yanında. Hakkı verilemez bazen. İşte ben de bundan tedirgindim. Acaba olduğu gibi mi kalsa, hiç el sürmesem mi diye düşünüyordum. Zira bir yanım emindi hakkı verildiğinden parçanın.



Size; yirmi yaşın altındakilerin bilemeyeceği zamanlardan söz ediyorum.O vakitler Montmartre; leylaklarını, pencerelerimizin altına kadar asardı. Bize yuva olan fakirhanemiz, para etmese bile tanıştığımız yerdi.
Ben açlıktan ağlarken, sen çıplak poz veriyordun...Derbeder derbeder Mutluyuz demekti
Derbeder Derbeder
Aç kalırdık iki günde bir. Komşu kafelerde, ünü bekleyen birkaç kişiydik Boş midemiz ve sefaletimize rağmen inancımızı kaybetmiyorduk. Ve bazen bazı bistrolarda sıcak iyi bir yemek karşılığında bir tuval alıyor, sobanın etrafında, dizeler söylüyorduk kışın. Derbeder, derbeder,
Sen güzelsin demek isterdi Derbeder derbeder ve hepimiz dehaya sahiptik.Genellikle şövalemin önünde desenlerini düzelterek beyaz gecelerin geçişinde sabah olunca
Birer café krem alıp otururduk
Tükenmiş fakat hayran, hoşnut,
Birbirimizi sevmeli,
Hayatı sevmeli idik.
Derbeder derbeder yaş 20 demek idi...
Derbeder derbeder hepimiz o zamanın havasındaydık.Günlerden bir gün eski adresime gitmiştim,
Ne duvarları, ne de yolları, bilmiyordum artık.
Gençliğimde görünen bir merdiven üzerinde, atölyeyi aradım eser kalmamış.
Yeni dekoru ile üzgün hissettim Montmartre ve leylaklar ölmüş.
Derbeder, derbeder, gençtik, deliydikDerbeder derbeder hiç birşey söylemek istemiyorum artık.

Zira hakkı yenmemiş, fazlasıyla verilmiş. Sanatçı; resmini çizdiği gençliğinin şarkısını söylüyormuş oysa. Ne güzel. O yüzdendir ki resim çizerken görüyoruz Aznevour'u her seferinde eseri dillendirdiğinde. 

Not: çeviri nonToXiC

11 Aralık 2012 Salı

Aşk; Şuur Bozukluğudur der Platon

Herkes birşeyler söyler aşka dair, buna ben de dahil. Bir sürü teoriler üretiriz üzerine, kimileri akla fikre zarardır bunların, kimileri ise toz pembe. Lakin en güzelini Platon söylemiştir "aşk şuur bozukluğudur" diye.

Kadınların çoğu hayatlarını inşa ederler onun üzerine. Diğer yandansa erkekler; kısa bir süreliğine de olsa, tadıvermişlerseydi ondan, ne ala. Kimileri için araçtır, kimileri içinse bir amaç. Ne kötüdür onu araç edinmek! En büyük zafımızdır aşk. Bahtiyar olur ona erişen. Nedensizce bakar aval aval etrafına. Karnında kelebekler besler aşık kişi ve hep ondadır aklı ve hiç şikayetci değildir bundan. İkiye bölünür dünyası; biri sevidiği olmak üzere. Daha renklidir renkler ve erken geliyor gibisine gelir bahar, onun için her mevsim.

Ama uzun sürmez, yenik düşerse şeytanın fitnesine. Kıskanır sevdiğini. Hem de herşeyden ve herkesten. Nefes aldırmaz olur sevdiğine ve unutmuştur artık o, ilk aşık olduğu kişiyi. Kaybetme korkusu kaplar içini. Öyle çok korkar ki bundan; korktuğu gelir başına. Lakin kararmıştı gözleri bir kere ve göremez olmuştur gerçeği. Ayrılık neşterin adıdır, söküp aldığında kalbinden sevdiğini. Acır. Hem de çok acır. 

Bir çeşit şuur bozukluğu da olsa aşk; 
onu yaşamaktır ayrıcalık, 
tüm bu musubetlerin yanında.

10 Aralık 2012 Pazartesi

Bebek Tarlaları



Elim çift Jack ama çük dışarda züğürt gezmek alın yazım. Azabı sen çek be güzelim, bende nede olsa Jack Daniel'sın geri kalanı. Ben kendime baş belası, boşver. Sen yaşa diye şehid verdim ben öbür yarımı. 

Her sene sınıfta kalma, kaderim kötü karma. Götüne girer kötürüm lirikler ve yüzde kalıcı izler, ruh deşme sanatı. Bugünün anıtı, yarına kanıtı. Geleceğin gidecek başka yeri yok ta mi bana gelecek? Boğaza ip bağlayıp boğmak gibidir; şarabı ekmekle çiğnemek. 

Sus, konuşma lan mamak! Oturduğun yerden çok kolay olmalı osurmak. Öksüz kalmasın rap diye vardık biz hep, sarap gibi içerdik kızları sen hayatta yoktun bile. Dışkı yedirtir sana; yemek paketlemesini e-bilen bi'kimse. Helali yok bu işin. Bi'çok kişi tanır beni ama ben hiçbirini. Kendine bir iyilik yap ta çek fişini!

6 Aralık 2012 Perşembe

Nobel Ölüsü



Kimse sevmez beni annemden başka, o da yalan söylemediyse bana. Ne ki yaşam bi'fahişeden başka ilk bakışta? Ben esir o esrar en başta, ruh ta günah işler ilk çekişte. Kör et onu, onu ilk görüşte. Ve umut; ben altın o yakut. Bileyle bizi yaktığın ilk ateşte. 

Son nefeste verdiğim azab-ı beste. Çıkart hayallerin canını cinayet işle. Ve sevab; günahlarını azaltmak için verdiğin rüşvet. Hey gidi hayırlı bayat evlat, piyangodan çıkmadı sana cenabet yaşadığın bu hayat. Ve ölüm anlımın akı, kader ucuz rakı. Ak kanıma sarhoş et! 

Ben kendimin efendisi. Anne bak; yok başta reis, anarşi en başta. Cinayet te var bu hukukta, ceset parası miras ta. Seni adam yapmadıysa yaşam; ahirette olamazsın asla! Sil en baştan al ve başla. 

Biz olmanın; kırbaç yediği yer tam burası. Tuz basma bırak kanasın, kafasında ki yarası. Boğmakta kendini kendi kelimelerim, yaslı sırtım dar ağacına. 7 canlı bu ölüm ve ahbabı; "çok çekişli zaman" talebin kabul be moruk, hiç düşme yakamdan. Nedir ki yaşam dediğin tat? Bir tutam kenevir otu ve bir de perde arkası gölge oyunu, kumarı oynatandır parayı kaldıran! 

Puf çek, uf ol da gör Babil'i. Öldür göm Habil'i. Elim dilim bağlı, yar el göz kulak. Bu da iç savaş! Adeti kesik vezirin matta kan mevsimi. Kalpleri kurak, kulağı kesik şah sürgünü. Kah ruh delik, kah eteşte deş gönlümü. 

Haykırma soy kır ve çek başı, gözleri fal taşı. Hancının yatağıma attığı yabancı, içimde acı bi'sancı, kafam dolu Portishead! Hoş gelir sarhoşa acı zemem suyu, umudun yok hududu ve dibi bok dolu kuyu. Ve ölüm herşeyin başı!

5 Aralık 2012 Çarşamba

O An

Geceleri başımı yastığa koyar koymaz; çok yorgun olduğum günlerde, uykuya henüz girmeden bir anlık ta olsa, çok eskileri anımsıyorum. Hepsi gözümün önüne geliyor o an. Hatıralarım ile bütünleşiyorum. "Şimdi" anlamını yitirip kendini unutturuyor bana. Diğer yandan ben; o "eski" Ali olup çıkıyorum birden. Sanki o gün, hep o anmış gibi geliyor. O kadar gerçek ki. En çok ta küçüklüğüm gözümün önüne geliyor. Arkadaşlarım, ailem, öğretmenlerim, hepsini yaşıyorum. Sinirliysem kızıyor, mutluysam neşeleniyor, kötü bir anımsa hissettiğim, hüzünleniyorum.

Lakin uzun sürmüyor. Bunun gerçek olmadığının farkına vardığımda; tabir-i caizse deprem olmuş ve ben enkaz altında kalmış gibi hissediyorum. "Şimdi" göçük oluyor bir anda ve aradan geçen onca yılın yükü omuzlarıma bindiriliyor sanki. Nefes almam güçleşiyor. Galiba geçmişe fazlasıyla bir özlem duyuyorum. Ama bundan asla rahatsızlık duymuyorum, lakin kendime gelmem sarsıyor beni. Çünkü zamanın bizleri nasıl da yıprattığına tanıklık ediyorum bi'nevi. Oysa hayat akıp geçmiş biz farkında olmadan.

Duyurumdur bu herkese; 27 yılı ardımda bıraktım bugün, 28'den gün eksiltiyorum. Oysa 13 yaşıma gelmeyi sabırsızlıkla bekliyordum bir vakit. Hep yerinde sayacağını zannediyorken zamanın; bizleri eskittiğinin farkına varmak ne acı. Dönüp baktığımda ardıma, bir andan ibaret sanki o koca geçmiş. Hiç yaşanmamış gibiyken bir yerde, bir yerde de sanki hep yaşanıyormuş gibi. Ne garip!

4 Aralık 2012 Salı

Beynime Kan Gitmediği Zamanlar



Beni sev sömür ama can verme, bana çay yap ta öl. İhtiyaç yok sana, meleğim ol da büyüdüğümü gör. Göz görmeyecek, söz. Katlanır gönül. 

Günahlar güzel olur Mart mevsimi. Beni adam yapan o adamın ta-kendisi. Fil ve çimleri, elleri kan dolu psycho sendromu. Hayatın halleri. Gel gör; renkleri varsa ruhunun. Küsme kırma kalbini bu mecnunun, o renk körü. Onun içi his çölü ve dopdolu tohumu. 

O rhastaman dölü ve kafası "mastura" her Allah'ın günü. Hadi gecikme öldür onu. Gel gör de akıt boşa tüm kanı ve kopart kayışı. Yem olma yarışı, mahlas dünya barışı. 

Ben vucuduma iğneler ektim el feneriyle; beynime kan gitmediği zamanlar.

Amma Velakin