Okumak Anlamaktir

11 Ocak 2013 Cuma

Ölümün Ketum Lekesi

Her nefis ölümü tadacaktır, sonra  bize döndürüleceksiniz.
Kur'an-ı Kerim: Ankebut / 57

Geçtiğimiz yılın son tatili olan Noel tatili için dönmüştüm Gümülcine'ye. Her zaman ki gibi Gümülcine'li arkadaşlarla sabah-akşam buluşup bolca vakit geçirecek fırsatım olmuştu. Ocak ayının ilk günlerinde; hemen-hemen hergün birlikte satranç oynayarak vakit geçirdiğim yakın bir arkadaşımınla, ilginç bir sohbet etme şansı da buldum. O sohbet bana bu yazımı yazmamda ilham kaynağı oldu. Bu vesileyle arkadaşıma buradan teşekkür etmek isterim.


Yaptığımız konuşmanın içeriğine girmeden şunu söyleyebilirim ki, sohbet sonunda ona şu soruyu sorma gereği duydum: "Ölümü hiç düşündüğün oluyor mu?" akabinde aramızda şöyle bir dialog gelişti:

-Neredeyse hiç. Peki ya sen, ölümü düşünüyor musun?
-Evet, neredeyse son bir yıldır onu düşünmeden geçirdiğim bir an bile olmuyor.
-Korktuğun için mi?
-Bilmiyorum, aslında korku denemez. Belki hüzün duyduğum içindir. Peki ya sen? Korkuyor musun?
-Hayır!

Nasıl olur da ölümü hiç düşünmemiş biri, ölümden korkmadığını söyleyebilir? Korkmadığı için mi düşünmüyordur? Ölüm hakkında daha önce iki kez yazmıştım. (#,#) İlk yazımda konuya yaklaşımım, daha çok bir deist'in  konu hakkında ki gözlemi gibiydi diyebilirim. İkincisi ise; elimden geldiğince objectif olmaya çalışarak materialist felsefeyi benimsemiş filozofların ve semavi dinlerin öğretilerini baz alan din-i düşünürlerin, ölüm hakkında ki görüşlerini aktarmaya çalışmıştım. İşin ehli olduğumu yada tarafsız olduğumu söyleyemeyeceğim. Ne var ki günü geldiğinde herkes gibi ben de öleceğim için, ölüm hakkında iki kelam etmek isterim.


Günü Geldiğinde

Aldığımız ilk nefesten vereceğimiz son nefese dek ölüm; izlerini üzerimizde daha da belirgin kılacak. Çocukken oralı bile olmayacağız, gençken umrumuzda olmayacak. Lakin adım adım ona doğru yürüyor olacağız farkında olmasak ta. Birileri ölürken diğer yandan yeni yaşamlar filizlenecek, lakin onlar da günü geldiğinde yavaş yavaş solarak can verecekler. Önceleri hiç güçlük çekmeden gerçekleştirdiğimiz işlerimizi, bir zaman sonra güçlükle yaptığımızda farkına varacağız belki de gerçeğin.

                                                              ***

Günü geldiğinde herkes ölecek. 150 yıl önce yaşamış olan 6 milyar insanın öldüğü gibi, günümüzden bir 150 yıl sonra da şimdi yaşıyanlar arasından hiçkimse yaşıyor olmayacak. Bu; 300 yıl içerisinde 17 milyar insandan çok daha fazlasının birer ölü olacağı gerçeğidir. 

Bu gerçek; düşünen insanları tedirgin eder. Tedirgin ettiği gibi de ölümü düşünmemeye sevk eder. Bundan kaçınanlar, kendilerini yaşam denilen meşakatli bir süreçte meşgul ederler. Yaşamak için çaba sarfederler yada ölmemek için. Kendimi bu durumdan soyutladığımı sanmayın. Ölüm herkesi tedirgin eder. "Ben korkmuyorum!" diyenleri bile. Zira ölümden korkmak bir zayıflık değildir, o hiç yokmuş gibi davranıp hiç akla getirmemektir zayıflık.

Unutmayın; ölümle yüzleşeceğimiz gün, yaşıyor olacağız. 

İnsanların ekseriyeti; hayatı çok sevdiklerini söylemelerine rağmen, durmadan birşeylerden şikayetçi olmaları, yaşamlarından pek te memnunmuş izlenimini vermez halbuki. Daha fazlasını isteme arzusu, yetinmeyi bilememe ve kibir, hep bu yüzdendir. Bu da; yaşadıkları çelişkinin bir bilirtisidir. Bu çelişkide hayatlarını sürdürmeye devam ediyorlarken, akıllarına ölüm ya hiç gelmez yada getirmezler. Ölüm onlar için bir son veya bir cezadır. Ölümün evrensel bir gerçek olup kaçınılmaz olması, sefa sürdüklerini zannettikleri ızdırap dolu hayatlarını geçici bir heves kılmaktadır. Bu yüzden yaşamın en büyük gerçeği olan ölüm üzerine düşünmeyi geçiştirmekle yetinirler.


Ölüm; Yaşamaya Değer

Oysa ölüm bizimle birlikte yaşıyor, her birimizden daha dinç bir şekilde. Hiç yorulmuyor ve asla gecikmiyor. Dr. Emre Dorman; İnsanlar uyurlar, ölünce uyanırlar adli kitabında şöyle diyor:
"Ölüm yaşamın ikiz kardeşidir. Yaşamla birlikte var edilmiştir. Alınan her bir nefesin yarısı yaşam, yarısı ölüm için alınır. Ölüm bize bu kadar yakındır. Bu gerçek ile yüzleşmeye, dünya uykunuzdan uyanmaya ve yaşamınızı sorgulamaya cesaretiniz var mı?"
Yaşam ölümle anlam kazanır. Bunun nedeni; ölümü yokluk olarak ta - yeni bir başlangıç olarak ta - yorumlayan insanların, yaşadıkları hayatı gelecek nesillere yada kendi çıkarları adına, faydalı kılacak bir biçimde değerlendirmelerinden kaynaklanır. Yani ölümün kendisi, yaşamı değerli kılar. Ne yazık ki insanların çoğu ölümü göz ardı ettiklerinden dolayı, hiç ölmeyeceklermiş yanılgısına kapılarak yaşamlarını sürdürmektedirler. Buna rağmen ölüm, onları huzursuz eder.

Ölümü bir hiçlik olarak yorumluyan insanların hayata bakış açısı o saat geldiğinde, ölümden önce değer verip anlamlandırdıkları ne varsa, değersizleşecektir. Buna hayatın kendisi de dahildir. Çünki varlıktan soyutlanıp hiç bir bilincin söz konusu olmadığı bir yoklukta, arkalarına dönüp bakacak bir fırsatları olmayacaktır. Buna; uyku halinde ki bir kişinin o anlık mevcudiyetinin dış dünya ile iletişimsizliği ve dış dünyanın anlamsızlığı, örnek teşkil edecek niteliktedir.
Onlara göre bir değer; yoklukta yok olacağı için, ancak varlıkta söz konusu olabilir. Bu; hayatı değerli kılmaya yönelik söylenmiş her tür (seküler) felsefi yorumun, ölüm sonrası geçersiz kılındığının kanıtı olup, yaşamış oldukları hayatı değersiz kılar. Savundukları şeyin doğruluğuna inansalardı, inandıkları şeyin doğruluğunu ispat etmeye kalkışmazlardı. Çünki ölümden sonra onlar için bir devamsızlık söz konusudur. Dolayısıyla savunup durdukları tez, asla ıspat edilemeyecektir. Oysa ıspat edilemeyen "şeylerin" doğruluğunu kabul etmeyenler, kendileridir. Diğer yandan, insanların yeniden diriltileceği gün geldiğinde bir ispata da gerek duyulmayacaktır. Ölümün ketum yanı da budur.

Amma Velakin