Okumak Anlamaktir

22 Şubat 2013 Cuma

Bilmenin Marifeti

Yoksa geceleyin secde ederek ve kıyamda durarak ibadet eden, 
ahiretten çekinen ve Rabbinin rahmetini dileyen kimse (o inkarcı gibi) midir? 
(Resûlüm!) De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? 
Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür.
Kur'an-ı Kerim: Zumer, 9

Bilgi

Bilgi üç kademedir. Amiyane bilgi, yani cahillere yakışır surette sebepleri kavranmamış bilgidir. Sebepleri kavrandığı zaman bu bilgi; ilmi bilgi olur. Anlayış, tecrübe ve zekadan ileri gelen zihni kemal'e de irfan denir.


Örneklendirerek daha anlaşılır olacaktır ki mesela dağdaki bir çoban; şimşek çaktıktan sonra göğün gürlemesini bekler. Bu tecrübe ile edinmiş bir bilgidir. Bilse ki bu; elektirik yüklü bulutların çarpışmasıyla meydana geldi ve ışığın sürati sesin süratinden daha hızlı olduğu için şimşeği evvel idrak etti, o zaman edindiği bu bilgi ilmi bilgi olur. Bu hazmedildiği zamansa irfan olur.


Marifet

Alemlerin Rabbine teslim olmuş birisinin perspektifinden; bu üç kademe bilginin üzerinde bir üç kademe bilgi daha vardır, ona da marifet denir.

Marifetin ilk kademesinde; her oluşta mahlukun iradesiyle birlikte Allah'ın iradesinin de mevcut olduğunun idrakına varılması, bu bilginin ilmi bilgi olmaktan marifet haline geçmesidir. Bunun çoğulu mahariftir. İlim üstü bilgidir ve iman umdelerinden (inanılacak şeylerinden) biridir. Hatırlayın; hayr da şer de Allah'tandır. Allah'ın hayırda rızası, her oluşta iradesi vardır. Allah, bir şeyi murad ettiğinde sebepler halk eder.
Bir bilgide /bu bir kaza olur - ölüm olur veya bir ağaçtan bir yaprağın düşmesi olur/ Allah'ın iradesinin her oluşta mevcudiyetini bilmeye ilaveten, Allah hangi sıfatını tecelli ettirerek bu oluşa vücud verdiğini bilen bir kimse için bu, marifette ikinci kademe olur.
Bir kimse tarafından, Allah'ın neden o sıfatını tecelli ettirerek bu fiile müsade ettiğinin, (yani murad-ı ilahi keşfin) idrak edilmesi, beşer-i ilimde sondur. Keramet te, buraya kadar vasıl olan kişilerin bilgisidir.


Cehalet; ben herşeyi biliyorum demekle başlar

Sonuç olarak

Şanı yüce Allah, kitabı Kur'an-ı Kerim'de bildirdiği üzere insana bilmediğini öğretendir. Gaybın bilgileri O'nun yanındadır ve O bize dilediği kadarını bildirmedikçe biz bilemeyiz. Her noksan sıfattan münezzeh olan alemlerin rabbi Allah; yine kitabında bize bildirmiştir ki; varlığı da yokluğu da yaratan Kendisi olduğu gibi bilinmeyeni de bilen bir tek Kendisidir. Bu demek oluyor ki; yokluk diye birşey yoktur aslen. Bir şeyi bilmemek insanların zaafıdır.

Söz mesela elektirik. Elektiriğin keşfi, insanlar tarafından henüz gerçekleşmediği dönem boyunca onu yok kabul etmek hata olur. Elektirik bin yıl önce de vardı, on bin yıl önce de. Lakin biz bilmiyorduk, taa ki Allah murad edip bize bir rahmet olsun diye sebepler halk ederek öğrenmemizi ve keşfetmemizi takdir edene dek. Böylelikle farkında olup, şükredenlerden olalım. 

İnsan; bildiğinin alimi, bilmediğinin cahilidir. Beşer-i bilgi ve ilim; bir okyanusta bir damla gibi bile değildir. Marifet; insanın haddini bilmesidir. Ne var ki marifetsiz bir bilgi, Allah katında pek te eciri olmayan bir şeydir. Bu yüzdendir ki iman etmiş bilinçli bir kulun bilgisi, inkarcı bilgin bir profesör kulun bilgisinden üstündür.

Not: Yazının ilk iki kısmı; üstad Kadir Mısıroğlu'ndan ilham edinilerek yazılmıştır.

Amma Velakin