Okumak Anlamaktir

4 Aralık 2014 Perşembe

Türk Futbolu: Enkaz

Türk futbolunun sorunları saymakla bitmez. Yöneticilerinden futbolcusuna, tarftarından yorumcusuna/basınına (gün itibari ile) bu enkazın ortağıdır. Bu çöküşün unsurları olan mentalite, sistem ve prestij, yıkılıp yeniden inşaa edilmedikçe ve buna neden olan faillerin kökü kurutulmadıkça, kaçınılmaz son olan tükeniş, sanıldığından çok daha erken gerçekleşecektir.


Taraftar Mentalitesi ve Sistem

Gerçek anlamda başarı; taraftarlarca kuluplerinden talep edilmeli. Nasıl ki kulüp yöneticileri kurumsallaşma adı atlında tarftarları seyirci ve tüketici moduna endeksliyorsa, yöneticiler de aynı şekilde 'sömürülen' taraftarın arzularına icabet etmeli. 
Unutulmamalıdır ki futbol en nihayetinde bir spor oyunudur ve pür kaynağı (sosyo-ekonomik olarak ta) insandır, diğer değişle taraftar topluluğudur. Ne yazık ki günümüzde taraftar toplulukları özellikle futbolda, sistem gereği spor kulüpleri yöneticileri tarafından uyutulmaktadırlar. Gerçek anlamda başarı - sidik yarışına, sportmenlik/centilmenlik ise hooliganism/fanatisme indirgenmektedir.

Birçok kulüp başkanı ve yöneticileri, siyasi zeminin buna elverişli olmasıyla birlikte spor kulüplerini kara para aklama, özel (şahsi) şirket gelir kaynağı veya bir ego tatmin merkezi olarak görmektedirler.

Örneğin; bu kişiler tarafınca yapılan gösterişli transferler, tarftarın derin uyku sendromunu sürdürmelerinde ve transa geçmelerinde yeterli olur. Keza iki kulüp başkanının birbirleriyle didişmesi bile [iki rakip takım taraftarlarını meşgul ettiği gibi] sisteme hizmet gayesini ilke edinmiş, özellikle siyasi kimliği veya eski sporculuğu ile ön plana çıkan sözde spor yorumcusu - futbol katillerinin cereyan eden olayı pohpohlamaları, kamuoyu oluşturulup gündemi meşgul eden dinamizmin elde edilmesi gerekliliğindendir. Futbol patronlarının 'geç kalınmış' kınamaları, yersiz fakat sürpriz olmayan kanun değişikliğinin kamuoyuna duyurusu gibi başkanların talihsiz açıklamaları da, sinsice gazatelere atılmış manşetlerin fanatismi körüklemesi ve suni gündem üzerine hiç gereği yokken ve hiçbir önem arz etmezken, haber adı altındaki bu niteliksizliğin 'spor programlarında' saatlerce tartışılması her daim bu nedenledir. Böylelikle bu hengamenin içindeki taraftarlar uyutulup meşgul edilerek, sorgulamaya fırsat bulamayacağı ortamda, gerek sportif başarılar gerekse siyasi gündem ve genel olarak yaşamın 'arta kalanı' arka plana itilmesi hedefindeki düzen sağlanmaktadır. Spordaki/futboldaki fanatik kesimin, bu kurulu düzene problem teşkil etme potansiyelini ortadan kaldırmaktadır.

Basın; taraftarlarla futbol patronlarının (ve siyasetin) arasındaki 'ince' perdedir. Onların kirli işlerini örtme görevini üstlenmiş bi'nevi şeytanın avukatlığını yapan futbol duayenleridir. Algı manuplasyonu/dikkatleri başka yöne çekme, hiç söz etmeme ve karalama, silahlarıdır. Örtülü ödeneklerden, soyulan kasalardan ve siyasetin - 'devlet' şirketlerinin spora ilişmesinden hiç söz edilmemesi bu yüzdendir. Basın; bu çürük sistemin elemanıdır ve ayrı gayrısı yoktur. Basın çökmedikçe sistem değişime uğrayamaz.

Basın kolundaki bu düzenin bozulmasının tek yolu, göz ardı ve takipsizlik eylemidir. Yok saymaktır. Boykottur. Bunun da gerçekleşebilmesi için taraftar mentalitesinin köklü değişimi gerekmektedir. Taraftar ve seyirci gelir kaynağının kendileri olduğu gerçeğinin farkına varmalıdırlar. Bu gerçek aslında düzeni ayakta tutan yegane unsurdur, ve malesef taraftar, namı değer tüketici kendisinde mevcud olan bu gücün farkında değildir. Gazeteler, spor programları ve sosyal medya alanında faaliyet gösteren haber siteleri; taraftar okuyor, seyrediyor ve tıklıyor diye varlar ve varlıklarını sürdürmektedirler. Gazete görünümlü kin ve yalan sayfalarına para verilip satın alınmaz ise, gelir elde edemezler, yeni yalan sayfaları basamazlar, futbol/spor cahili fanatismi körükleyen kalemşörler okunmaz - yazamaz, iş dedikleri bu zırvalıktan olurlar, etraf sakinleşir ve önümüzdeki tablo daha da netleşir.
Keza diğer kollar için de aynı şey geçerli. Tarftar seçici olmalıdır. Pek tabi TV, gazete ve bloglarda spor ve futbolun hakkını veren birçok yazar/çizer ve yorumcu vardır. Tarftar onlara yönelmelidir. 

Fanatism terk edilmelidir. Taraftar; 'yapılan' şeyin spor olduğunu, futbolun bir spor - ortak keyif veren eğlencemiz olduğunu, en yakın dostlarımızın hatta ve hatta ailemizdeki fertlerin de rakip takım taraftarı olduğunu ve en önemlisi, bir zamanlar belki de hala - zaman zaman 'mahallede' aynı sporu yaptığını hatırlamalıdır. Aralarındaki farkın renkler olduğunu ve de renklerin güzellik olduğunu anlamalıdır. Kulübünün veya yöneticisinin talihsiz ve öfke dolu beyanatları ilk kendi kulubü taraftarları tarafınca kınanmalıdır. Futbol baronlarına etkisiz kalsa dahi bu eylem ve mentalite, en nihayetinde sizin yararınıza olacaktır. Öyle ki; dar görüşlerine mağruz kalmayacaksınız ve dolayısıyla bu size artı değer olarak geri dönecektir.

Amma Velakin