Okumak Anlamaktir

10 Şubat 2015 Salı

Terör Savaşları

Sevgili dostlar, İfade Özgürlüğü Sığınmacılığı başlıklı yazımda; "Charlie Hebdo olaylarının akışı; freni patlamış bir tırın, yokuş aşağı hız kazanarak şehir merkezindeki benzin istasyonu istikametine doğru ilerleyişine benziyor"  diye bir ifadede bulunmuştum. Dilerseniz bunu biraz açmak istiyorum. 

Şehir merkezinde ki benzin istasyonunu Orta Doğu, freni patlamış tırı ise gerçekleştirilmeye geç kalınmış bir projenin panik havasında tamamlanmaya çalışılması olarak tasfir etmeye çalıştım. Bu düzlemde, bize yutturulmaya çalışılan tiyatronun perde arkasına intikal etmemiz gerekiyor.


Tiyatro & Perde Arkası

Soğuk savaşın ardından, ABD'nin kendi eliyle yetiştirip desteklediği dönemin 'mücahidlerinin' kendilerine cephe alması, oynanan oyunun bir kurgusuydu. Radikal İslami gurupların liderleri CIA'e 'yakın olmaları' ile bilinirken, Yahudi'nin hükmettiği önde gelen uluslar arası medya kuruluşları tarafından asla irdelenmedi. Hedeflenen amaç: bir tasarım olan radikal İslam guruplar'ın bölgede  ve dünya genelinde huzursuzluk yaratarak, söz sahibi ABD ve İngiltere gibi Batı'lı güçlerin yaptırım sağlamasına yol açmaktı. Başını şaraptan kaldıramayan zevk-i sefaya dalmışları buna ikna etmenin tek yolu, 'terör salgını' endişesini yeni bir cihan harbine yol açmadan tüm dünyaya yayıp, belirli bir aşamaya gelininceye kadar bu korkuyu tetiklemekti. 11 Eylül hadisesi ile bu resmiyete kavuştu ve başarılı da oldular.

İçinde Cıhad kavramını barındıran İslam dini; terör kılıfına uydurulmaya çalışıldı. Afganistan 'mücahitlerinin' devamı olan Al Qaida gibi radikal (tekfirci)  İslam gurupları, projeye hizmetlerini sunmaktan kaçınmayacaklardı. 11 Eylül'den sonra ABD teröre savaş açmış Afgan diyarını işgal etmiş, Irak'a 'demokrasiyi' mezhep çatışmalarıyla birlikte anca getirebilmişti. 15 Aralık 2011 tarihi itibariyle meydan, Maliki rejimi baskısı altındaki IŞ(İD) canilerine kalmıştı.


Orta Doğu ve IŞ(İD) ile alakalı atmış olduğum bazı tweet'ler (#)

Peygamber mührü taşıyan siyah sancaklı 'Cıhadçılar' üstlendikleri misyon gereği, Siyonist ilkeler adına kan dökmeyi gaye edinmiş olup, şimdiye dek yaptıklarıyla başta İslam dini olmak üzere Cıhad ve Halifelik kavramları üzerinde algı manupilasyonuna yol açacak koşulların oluşmasına başarıyla zemin sağlamışlardır. Fakat bugün gelinen son olaylarda, IŞ(İD) canilerinin 'düşmanları' üzerinde hakim kıldığı panik havası, gizli/derin istihbaratların kontrolünden çıktığı izlenimi veriyor.


Proje

Yaşanılan bu panik havasının en mühim nedenlerinden biri; uğrunda imparatorluklar yıktıkları projenin aksamaya uğrayacağı tehdidiyle karşı karşıya kalmalarıdır.

Orta Doğu'da akan kanın genel anlamda siyonizm kaynaklı olduğu gerçeğini görebilmemiz için, yahudi itikadını iyi telakki etmemiz gerekmektedir. Siyonizm; Tevrat (Tora) ile ilişkilendirilip, Yehova'nın yahudilere vaad ettiği topraklara (Arz-ı Mevud) geri dönüş projesidir. Öyleki; siyonizm fikrine yön veren Theodor Herzl'den günümüze tarihin akışı, bu gerçeği gözler önüne sermektedir.

2. Dünya Savaşı ardından İsrail devletinin Filistin topraklarında yeşermesi, siyonist projenin ilk ayağıydı. Ancak siyonizm'in öngördüğü Kudüs'ün yahudi devleti topraklarına dahil edilip başkent yapılması ve Nil - Fırat nehrileri arası İsrail'in genişlemesi açısından henüz bir gelişme kaydedilememiş olunması, 'proje sahiplerini' telaşa sürüklemektedir. Kaldı ki bunun; Süleyman Tapınağı'nın yeniden inşaası ve Mesih'in zuhur edişi ayağı var.

Bu bağlamda Orta Doğu'da, gözlemlenen mezhep çatışmaları ve terör olayları nedeniyle akan kanın hız kesmeden devam ediyor olması daha iyi anlaşılacaktır.

9 Şubat 2015 Pazartesi

Asker Adaylarına Tavsiyeler

Askerliğe gidecek olan kişilerin heycan ve panik içerisinde, vatan-i borcunu ödemiş yakın çevrelerindeki arkadaşlarından yardım ve tavsiye istemeleri, beni  bu yazıyı yazmaya teşvik etti. Hem bu vesileyle bundan sonra, uzun süredir planladığım Venna serisi yazılarıma başlamış olurum.

Altını çizerek belirtmem gerekiyo ki bu yazının tamamı
Batı Trakya azınlığına hitap etmekle birlikte
Yunan lisanında bolca 'ordu terimleri' kullanılmaktadır
Yunanca bilmeyen dostlarımdan, şimdiden özür diliyorum.

Sevgili 'asker adayı' dostlarım, belki de en son söylemem gereken şeyi yazmaya başlayarak devam etmem, hepimiz için daha uygun olacaktır. Kafanızda oluşturmuş olduğunuz askerliğin gerçekle yakından uzaktan bi'alakasının olmadığını, en geç askerliğinizin 3. ayında anlayacaksınız. Teslim olmanız için belirlenmiş tarih yaklaştıkça, yaşadığınız (eğer ki yaşıyorsanız) panik/heyecan, endişe sıkıntı ve hatta bunalım, sizileri korkutmasın. Bir şekilde zaman ilerlerdikçe bu duygular yerini, yeni arkadaşlıklar edinme, dostluk ve iyi vakit geçirmeye bırakacaktır. Fakat bunun püf noktası; içeride her ne ile meşgulsanız, onun tadını çıkarmakta gizli olduğunu unutmayın. (değineceğim) Çünki içeride sizleri Full Metal Jacket gibi savaşın ve aşağılanmanın olduğu bir ortam asla beklemiyor.


Teslim olmadan önceki tavsiyeler

Okumak yerine iş hayatını tercih etmiş olmalarından dolayı vatani görevini erken yaşta tamamlamış arkadaşlarımızın, arkerlik hikayelerine hepimiz maruz kalmışızdır. Fakat; askerliğin ancak tecrübe ile anlaşılabilir olacağı gerçeğini göz önünde bulundurursak, anlatılan o tüm hikayelerin kafamızda dağınık bir şekilde yer edinmesine yol açtığı gibi, askerliğe gidecek olanların da yok yere tedirgin olmasına neden olabiliyor. Aynen bende olduğu gibi.

Micheal Jackson Dansı
Beklediğimden 2 ay önce
teslim olacağımı öğrenmeden
-hemen- önceki son halim
Beklediğimden 2 ay önce teslim olacağımı öğrendiğimde, şok olmuştum. O 2 ayı, piskolojik hazırlığıma ayırmayı düşünüyordum. 19 Mart 2013 tarihinde teslim olmam gerekiyordu ve aylardan Şubat'tı. Yapmam gerekenleri 1 ay gibi çok az bir süreye sıkıştırmam gerekiyordu. Endişeli olmadığımı dışa yansıtmam gerektiğini düşünüyordum. Kafamda cevap bekleyen tonlarca soru ile birlikte, hazırlıklı olmam kompleksine kapılarak rütbeleri ve birçok 'asker-i kavramları' öğrenmeye koyulmuştum. İtiraf etmem gerekiyor ki, böyle bir telaşa kalkışmam hiçbir işe yaramadı. 
Bu zaman kaybından başka birşey değildi açıkçası. En nihayetinde acaba yapabilecek miyim (askeri hitabeti) ve öğrenebilecek miyim kaygısı taşıdığım (örn: askeri hiyerarşi) endişelerimin 1 haftalık süreçte eriyip gittiğine tanıklık ettim. İnanın ki içeride sizlere eğitim bazında yaptıracakları (esas duruş, selam ver, sağa dön sola dön gibi) bir yığın şeyi  bir ağaca yaptırsalar, ağaç ta bir yerden sonra kendi kendine istenileni yapacak hale gelecektir. O yüzden, endişe etmenize ve paniklemenize hiç gerek yok. 1 aylık eğitim kampına (Kentro'ya) girmeden önce, yanınıza almanız gereken muhimatların listesini çıkarmak, çok daha önemli. Not edin.

  1. Sleeping Bang (uyku tulumu) & koyu yeşil çaşaf: Yatacağınız yataklar 2. Cihan Harbinden kalma olduğu için ihtiyaç duyacaklarınızın zirvesinde yer alıyor. Yaz kış bununla idare edeceksiniz. Çarşafı ise yatağınızın üzerine sereceksiniz. (Size bunun yasak olduğunu söyleyenler olabilir, aldırış etmeyin)
  2. 4 adet kilit (min): Size kentro'da verecekleri lukaniko ile birlikte bir de kilit çıkacak, onu atın ve yanınıza aldığınız kilitlerden bir tanesini lukanıko'yu kilitlemek için kullanın. Bir tanesi silahınız için olacak (mecburi), onu mümkünse uzun versiyonu olanlardan tercih edin. Bir tanesi, yanınıza aldığınız eşya valizi için. Sonuncusunu yedek olarak değerlendirin. Şanslıysanız; gideceğiniz kentro'da foriamo dedikleri dolapları kullanmanızı söyleyebilirler, varsa. Dolap için kullanırsınız, aksi halde arvyla'larınızı (botlarınızı) kilitliyebilirsiniz. Kilitlerinizin kalın olmamasına dikkat edin. Anlaşılacağı üzere kilitlerin nedeni, kentro'da sıkça rastlanan hırsızlık vakalarına önlem amaçlı.
  3. Giyim: Size orada; birkaç çift askeri çorap, 2-3 adet askeri t-shirt ve boxer verecekler. Lakin 20 küsür günlük bir kamp için bunlar yeterli olmayacaktır. Boxer ve çorap sizin insiyatifinize kalmış birşey, dilediğiniz kadar alabilirsiniz, tavsiyem minimum 10 çift her ikisi için. Dışarıdan takviye için 10 adet askeri t-shirt almanız lükse kaçabilir.
  4. Πάτοι (Patos): Şu ayakkabılarımızın içinde olanlardan. Bilhassa silikon olanları tercih etmenizi tavsiye ediyorum. 20+ euro olanlardan edinin. Size verecekleri arvyla'ların içinde o 'zamazingolardan' yok ve patos'suz giymeniz imkânsız.
Bu 4 maddelik listenin içinde yer alanlar, sizler için hayati önem arzetmekte. Çaylak bir erin (neos'un) olmazsa olmazlarıdır. Ek olarak bilgilenmeniz açısından şunları ilave edebilirim:
Yanınıza almanız halinde size yarımcı olacak eşyaların arasına, neseser'i de katabiliriz. Şampuan, diş fırçası ve diş macunu gibi edavatları bir arada saklayacağınız bir çantadır neseser. Gün aşırı traş olacağınız için traş bıçağı tercihini size bırakıyorum, WC ve diğer gereksinimleri de. Bazen not tutmanız gerekebilir; ΚΨΜ'de de bulabileceğiniz bir blog ve kalem işinizi görür. Gece nöbetlerinde imza atmak gibi işinizi kolaylaştıracak küçük el feneri. Havlu ve kırma onlar verecekler, dışarıdan satın alıp masraf etmenize gerek yok. Kış ayları için koyu yeşil atkı alabilirsiniz. Ve terlik, arvyla giymediğiniz zamanlarda ayağınızda olacak, bazı kentro'larda veriyorlar aksi halde birer çift edinmeniz gerekecek.

Ve bir askerin hayat kurtarıcısı; cep telefonu. Çoğu kentro'da kameralı cep telefonları yasak. Saklayarak pahalı cep telefonlarını içeriye geçirenleri göreceksiniz ki yakalandığınız takdirde onu sizden alacaklar ve 1 aylık eğitiminizin sonunda geri verecekler. Bunu göze alabiliyorsanız yanınıza alın. Tavsiyem; yanınıza eski model 20-30 euro'luk uçuz, mümkünse kamerasız bir cep telofonu almanız. Kamera için problem çıkartırlarsa kamerayı kırın. Facebook ve Twitter için fazla vaktiniz olmayacak zaten. O yüzden yanınıza akıllı cep telefonunuzu almanıza hiç gerek yok. Fakat askerliğinizin 1 aylık eğitim kampından sonra (kentro) geri kalan 8 veya 11 aylık döneminde akıllı cep telefonunuz, hayatınızı kurtaracaktır.


Teslim olduktan sonraki tavsiyeler

Buraya kadar işin kolay kısmıydı. Askerlik dönemi yaklaştıkça bizleri pençesine alan piskolojik baskı, teslim olduğumuz zaman karşılaşacaklarımızın ne olacağını tam olarak kestiremediğimizden dolayıdır. Bilinmeyene yolculuk; hafta sonları dahi evde TV başında takılmayı seven bir insanı ne denli tedirgin ediyorsa, özellikle çocuk yaşta sayılacaklar için askere gitmek o denli tedirgin ediyordur. Bu gayet normal. Bu piskolojik baskının üstesinden gelmeniz için, acizane tavsiyelerimi ve askerde büyük ihtimal karşılaşacağınız saçmalıkları ve pür dikkat etmeniz gereken konuları sizlere anlatmaya çalışacağım. Umarım bu; varsa endişelerinizi, yoksa merakınızı giderir.

Kabullenmek: Sözünü ettiğim piskolojik baskıyı kırmanın en temel yoludur. Askeri kural ve nizamı olduğu gibi kabul etmeniz gerekiyor. İçeride yığınla saçma sapan, mantığa sığmayacak - akla fikre zarar uygulamalarla karşılaşacaksınız. Bunları sorgulamamanızı ve kat-i şartta düzeltmeye çalışmamanızı öneririm. Komutanların bundan haberdar olmadığını düşünmeyin; yıllarını orduya vermiş olanlar elbet senden ve benden daha iyi görüyorlardır. Fakat onlar gibi bu tiyatroyu oynamak zorundasınız. Birşeyi çok iyi bilmeniz gerekiyor; asla ama asla kendinizden rütbeli birine karşı haklı olma şansınız olduğunu zannetmeyin. Kolaylıkla açığınızı bulacaklardır ki, sizin yapmanız gereken tek şey hatanızı kabullenmektir. Bunun için sihirli kelimeye ihtiyacınız olacak o da; αδικαιολόγητος! (mazeretsiz) olacaktır. Örn: "neden bugün traş olmadın?" diye sorduklarında, asla mazeret uydurma, bu sana pahalıya patlayabilir.

Saygı & Sabır: Onların, yani rütbelilerin senden beklentisi kendilerine ve çevrene saygılı olman. Bunun için sabıra ihtiyacın olacak, demin dediğimiz kabullenmeyi becebilmişsen işin kolaylaşıcaktır.
Emrolunduğun şeyi sorgusuz sualsiz, itiraz etmeden yapman gerekiyor. Onlar için bu, saygı göstergesidir. Eğer gerçekten haksızlığa uğradığınızı düşünüyorsanız, şikayetinizi bu esnada belirtebileceğiniz kişi ve 'kurumlar' olacaktır. Yine de emre uymak zorundasınız.
Zaman zaman, zamanın durduğu hissine kapılacaksınız. Çok boş vaktiniz de olacak. Bazen ben burda ne yapıyorum diyeceksiniz. Ama geçecek, hiç endişeniz olmasın. Başlanılan şey; bitmiş demektir. İkna olmadıysanız ki büyük ihtimal olmamışsınızdır; bu gibi durumlarda sizlere şiddetle büyük ekran akıllı telefon tavsiye ediyorum. Sanırım bu daha inandırıcı oldu.

Askerliğinizi fırsata çevirebilirsiniz. Askere girmeden önce benim gibi asosyal bir kişiliğiniz varsaydı, askerlik bunun üstesinden gelip tamamıyla bir sosyal kimliğe bürünmeniz için en uygun mecra. Er'lerden - paralı askerine rütbelisine. Altına sıçanından en titizine. Karnı durmadan acıkanından, hiç yemek yemeyenine. Mızmızlanına, küfredenine, korkağına, korkusuzuna yüzlerce kişi tanıyacaksınız. Hayat hikayelerini dinleyeceksiniz. Ve inanın; halinize şükredecek 'ben paşalar gibi yaşıyormuşum' diyeceksiniz. Hepinizi orada eşit gördüklerine ve bir yerlere koyduklarına tanıklık edeceksiniz, bu sizi önemli hissettirecek. Avazınızın çıktığı kadar yüksek sesle bağırıp çağırmak size özgüven aşılayıcı kaçınılmaz bir fırsat olacak. İstem dışı ördüğünüz duvarlar en nihayetinde yıkılacak. Bu fırsatı tepmeyin.

21 ΛΜΧ
Selam böyle çakılır!
Nauplio'da (K.E.MX) komutanımız, 'sizin değil, karşınızdakinin korkması gerekiyor' diye tembihliyordu durmadan. İçeriye adım atar atmaz 'tansiyonunuzu ölçmeye' çalışacaklar, ne kadar sazan olup olmadığınızı anlamak için. Dik durun ve korkmayın, hemen kanmayın. Söylediğiniz şeyden emin olun. Aksi bir komutanınız varsa, en iyi şekilde ona selam verin (öğretecekler) bundan asla kaçınmayın, 'selam' olayına bayılıyorlar. Arvyla'larınız cılalı ve hergün traşlıysanız, göze batmaktan kaçınmış olursunuz. Jokeysiz ve 'hitoniıo'suz' 'loho'dan çıkmayın. Silahınızın numarasını ezberleryin, asla unutmayın ve ona çükünüz gibi bakın. Düzenin işleyişini kentro da monada'da (birlik) da bir süre sonra kavrıyacaksınız, sıkıntı etmeyin. Kentro hariç 'sardelalılardan' çekinmenize gerek yok, ilerleyen dönemlerde insanına göre muameleyi öğreneceksiniz - merak etmeyin. En tatlı döneminiz son bir ayınız olacak; kendinizi Sultan Süleyman gibi hissecedeksiniz.


Ek bilgiler

İstediğiniz monada'ya (birliğe) gitmek istiyorsanız, 'vizma'nızın' (ayrıcalığınız) millet vekili/demokrat olmasına özen gösterin. Vizmalar en etkilisinden en etkisizinden söyle sıralanır; baron, dini önder; mitropol veya Yunan devleti tarafından atanmış Müftü, 'hükümet adamı' farklı bir deyişle sağlam bir millet vekili ve en son Generaller gibi ordu adamları. Fakat monada'ya geçtiğiniz vakit General mevki-inde tanıdığınız varsa en çok o zaman rahat edersiniz.

Bunlar aklınızda bulunsun. Askerlik kimileri için zaman kaybı kimileri için son tatil ve kimileri içinse kaçınılmaz bir fırsattır.  Ben hepsini bir arada yaşadım, ama iyiki yaşamışım diyorum. Güzel bir anı olarak hatırlanıcak. Bol şans! Şimdiden hayırlı teskereler!

6 Şubat 2015 Cuma

İHOO Adam mıdır?

Yarın (7 Şubat 2015) Türkiye STS-Liginde Fenerbahçe ve Trabzonspor arasında haftanın müsabakası oynanacak. Fenerbahçe açısından karşılaşmanın önemi 3 puandan çok daha fazlası olduğunun gerçeği, taraftarın maça olan ilgi ve alakasına yansıyor. Bu sezon ilk defa Fenerbahçe'li futbolcular, Şükrü Saraçoğlu stadyumda (neredeyse) dolu tribünlerle birlikte oynayacak.

Bu karşılaşmanın futbol şöleni havasında geçmesini beklemek iyimserlik/polianacılık olacağı gibi, her Fenerbahçe müsabakası öncesi rakip takım başkanları tarafından klasikleşen hakemi baskı altına alma çabasındaki talihsiz açıklamaların yaşanmayacağını tahmin etmek aptallık olurdu.

İbrahim Ethem Hacıosmanoğlu

Haftanın skandalı; 'hakemi aradım' itirafı ve 'takımımı sahadan çekerim' gibi provakatif tehditleri  ile, devlet ve ortakları tarafından korunan çaylak maşa - örtülü ödenekçi Hacıosmanoğlu'ndan geliyor. Bu ortamda bu gayet doğal aslında, anormal olan; elini attığı her dalı kurutan başarısızlık abidesi TFF başkanı ve 'kurmayları'nın' yaşananlara sessiz kalması dışında onlardan yaptırım beklemek. Şimdiden söyliyelim, buradan pek birşey çıkmayacaktır.

İstiyorsanız; şımartılarak iyice zıvanadan çıkan İHOO'nun akıl tutulması demeçlerine bir göz atalım: 
''Kasti bir hata olursa takımı sahadan çekerim. Bu sene hakemler yüzünden 15 puan kaybettik. Fenerbahçe maçı esnasında bir tane kasti hakem hatası görürsem, takımı sahadan çekeceğim. Trabzonspor çok büyük bir camiadır kimseye yem olmaz. Kararımı uygulamakta çok kararlıyım''
İHOO; 'Fenerbahçe maçı esnasında bir tane kasti hakem hatası görürsem takımı sahadan çekeceğim' diyerek  yapılan hakem hatalarının kasti bir şekilde Fenerbahçe lehine, Trabzonspor alehine olduğunu ima ediyor. Aslında bu; 96 yılından bu yana içlerinde ukte olmuş hazımsızlığın dışa vuruşu. Kabahatı başkasında arıyarak başarısızlıklarının üzerini örtme çabası. Ve ben ilk defa yarınki karşılaşmada, hakem hatasından galip gelmemizi umuyorum. Mümkünse bu 61. dakikada 2 metre offside golü ile olsun istiyorum. Bakalım İHOO ne kadar sözünün eri.
''Biz sahada hakkaniyetle maç yönetilmesini istiyoruz.. Büyük yatırımlar yaptık. Hakem hatalarından kaybettiğimiz maçları sağır sultan bile biliyor ama ilgililer bilmiyorsa onlara hatırlatmak bizim görevimiz. Hakem hatasıyla maç kaybetmeyeceğiz dedim. Biz cezalıyız maçı televizyondan seyredeceğiz. Hakem arkadaşımıza rakip takımın dediği gibi biz de güveniyoruz. Kendisiyle de konuştum. Kim hak ediyorsa onun kazanmasını sağlayacak bir yönetim göstermelerini istedim...''
Cuma günü, yani bugünki demecinde hakemi arayıp, kim hak ediyorsa onun kazanmasını sağlayacak bir yöntem göstermesini istediğini beyan ediyor. Farklı bir deyişle maçta üstün olan tarafa hakemin yardımcı olmasını istediğini söylüyor. Böylesine şuursuzca bir söylemin ancak İHOO'nun ağzından çıkması beklenebilirdi. Kişi; ya yaptığı gafın farkında değil ki ben böyle olduğu kanaatteyim, yada İHOO kendi imkanları el verdiğince Türk futbolu ve futbolseverlerle alay edip yetkilileri tehdit ediyor.
Bu vahim durumda; herhangi bir 'hukuk devletinde' 6222 nolu kanun gereği şahsın 'hakemi aradım...' beyanatıyla (hakemin de onayı ile birlikte) şikeye teşebbüsten cezaya çarptırılması öngörülür. Trabzonspor'a hükmen 3-0 mağlubiyet ve İHOO'ya en az 1 yıl hak mahrumiyeti cezası verilirdi.

Cumartesi gecesi; maçın üstün tarafı kuşkusuz Fenerbahçe olacaktır. İHOO'nun hakeme talimatı ile birlikte bize yardımcı olacağını da varsayarsak; bir offside ve bir penaltı golü sonucunda galip gelmemiz durumunda İHOO diyelim ki taşıdığı taşşakların hakkını verdi ve takımını sahadan maç bitmeden çekti. Kendiyle çelişmiş olmayacak mı? Yada şöyle soralım; İHOO adam mıdır? Göreceğiz.

Amma Velakin