Okumak Anlamaktir

4 Mart 2015 Çarşamba

Patra Karnavalı

En son tatil amaçlı ikamet ettiğim şehirlerden gayri, günü-birlik olsa dahi başka yerelere gittiğimi hatırlayamıyorum bile. Eskiden öyleydim ama artık bir gezi adamı olduğum söylenemez. Fakat nediren de olsa en azından haftasonunu başka bir şehirde geçirmek, insanı rahatlatıp tazeleyebiliyor.

Atina'dan Patra'ya gitmek için izlenilen en kısa yol.

Geçtiğimiz ay (22 Şubat); Yunanistan'nın dört-bir köşesinde ekonomik krize rağmen karnaval şenlikleri düzenleniyordu. Patra; karnaval kutlamalarında başı çeken şehir diyebiliriz. Diğer önde gelen şehirler arasında (sırasıyla); İskeçe ve Girit adasında ki mütevazi Rethymno kasabası da var. Patra Atina'dan otobüsle 2,5 - arabayla 1,5 veya 1 saat 45 dakika mesafede. Arkadaşlarımın da yoğun isteği üzerine geçtiğimiz ay (22 Şubat 2015 Pazar) karnavalları bahane ederek Patra'ya gittik. Herşeye rağmen memnun kaldığımı söyleyebilirim.


Karnaval

Karnaval'ın Halloween'le olan ilişkisi nedir tam bilmiyorum. İlişkilendirilebilir mi onu da bilemiyorum. Fakat yunan arkadaşımın anlattığına göre, hristiyanlık inancıyla alakalıymış. 'Korkunç' giyinmelerinin sebebi kötü ruhları defetmelerinden dolayımış. Hayat kadını veya Power Rengers  gibi giyinmelerinin sebebini söylemedi.
Nerede rastladım hatırlayamıyorum ama, bir efsaneye göre ölü kişilerin ruhları yılda bir kez o da cadılar bayramında, yeryüzüne çıkma şansı buluyorlarmış. Bunun farkında olanlar, geri kalanlar mesela kadın ve çocuklar korkmasın diye, böyle bir gece icaat etmişler. Böylelikle ruhları kimse fark etmeyecekmiş. İlginç.


Şimdiki zamane çocukların giydiği süslü kıyafetler gibi değil.
Altınıza sıçıttıracak basitlikte korkunç kıyafetler.

Rio karnavallarındaki güzel bacaklı kadınların haricinde ilgimi çeken hiç birşey yok bu sektörde. 14 Şubat sevgililer gününde olduğu gibi insanları tüketime sarf eden ve bunu 'eğlendirerek' yapabilen, belki de karanlık yüzler tarafından türetilmiş bir 'kandırmaca' olduğunu düşünüyorum. Ufacık bir araştırmayla, bu kutlamaya ayrılan bütçenin rakamlarına ulaşabilirsiniz. Yılda bir kereye de mahsus olsa, ortada dönen paranın hasılatı dudak uçuklatacak boyutlarda. 
İnsanlar geçiş töreni için guruplara ayrılarak bir-örnek kıyafetlere bürünüyorlar. Geçiş törenindeki özel araçları görkemli bir biçimde hususi olarak süsledikleri gibi mekanları ve şehirleri de süslüyorlar. Kutlamaların düzenlendiği şehirin nüfusu, cıvar kasabalalardan gelenlerle birlikte o gün 4 veya 5 katına çıkıyor. 'Merasimden' sonra eğlence sabaha kadar sürüyor. Bundan en çok karlı çıkan hiç şüphesiz esnaf, gece kulüpleri ve barlar oluyor. Yani şehir halkı. Sorun; şehir halkının gelir elde etmesi değil, ayrıca ülke iç piyasasında sıcak para akımını göz önünde bulunduracak olursak gayet olumlu gözükebilir ancak sorun, dar bütçeli kişilerin masraf edip ekonomilerini sarsıntıya uğratacak bir kutlamanın piskolojik dayatımı.

Hiç kimseyi silah zoruyla saçından tutup o eğlencenin içine sürüklemiyorlar - doğru fakat, ülkenin dört-bir çapında 'bugün sen de eğlenmek için bu şenliğe katılmalısın - hadi ne bekliyorsun?' algısı oluşturuluyor. Dolayısıyla bu yanılgıya kapılıp vakit/para ayıramayan ve katılamayanlarda, 'eğlenemiyorum o yüzden mutsuzum' sendromu görülüyor. Bu piskolojik dayatmadır.


Yolculuk

Yazının başında da söylediğim gibi, daha önce Patra'ya hiç gitmemiştim. Patra hakkında bildiklerim; 200 küsür bin civarı nüfusu ile Yunanistan'in 3. büyük şehri olduğu ve yakınlarında Rio Antirrio denilen büyük bir köprünün olduğundan itaberetti. Cahilliğimi bağışlayın; şehrin bir limana sahip olduğunu, ihtiyacımı giderecek WC'yi bulduğumda farketmiştim. Ne yazık ki Patra'lı arkadaşlarımın bana anlattıklarıyla pek ilgimi çekmeyi başaramamıştı Patra.

Arkadaşlarım; yoğun geçen sınav dönemi sonrası, kafaları dağıtmak için karnavallara gidip eğlenmeyi çok istiyorlardı. Bir hafta öncesinden hazırlanmışlardı. Her biri kiyafetini seçmiş bana da bir cowboy şapkası ayarlamışlardı. Açık konuşmak gerekirse; bana Patra'ya gitmeyi teklif ettiklerinde 2 şık arasında kalmıştım. Ya onlara katılıp Patra'ya gidecektim, yada o gün geç kalkıp evde tek başıma kafa dinleyecektim. Tüm gün evde oturup TV seyretmek, tweet atıp Clash of Clans oynamak bana daha cazip geliyordu. Onlar karnavala katılmayı istiyorlardı bense karnavalları sevmiyordum yine de Patra'yı seçtim, hatırlarını kırmak bana yakışmazdı.

Karnavalların düzenlendiği alan.
Yağmura rağmen ilgi yoğundu.

Arkadaşlarım biletleri; müşterilerinin çoğunlukla yaşlılar olduğu, özel günlerde tur düzenleyen küçük bir şirketten temin edebildiler. 'Panayıra' ilgi yoğundu. Başta bunun bir avantaj olacağını düşünmüştüm, ta ki bu amcaların/teyzelerin ne kadar delikanlı olabileceklerine şahitlik edene dek. Sessiz sedasız gidip geleceğimizi umuyordum. Önceki günden 2 saatlik uykuyla ayakta zor duruyordum ve otobüste kestiririm diye düşünmüştüm. Otobüsün içinde resmen party verdiler! Gözümü kırpmadım. Neyse ki dönüş yolculuğunu hatırlamıyorum, o kadar çok yorgun düşmüştüm ki olduğum yere yığılıverdim.
Tur; dileyene ibadet amaçlı içinde kilise ziyaretini, ardından taverna ve karnavalı barındıran bir program kapsamında gerçekleştiriliyordu. Sabah 11 civarı Patra'da olmamız ve oradan 17:30 gibi ayrılıp Atina'ya 21:00 sularında varmamız hesap ediliyordu. Şehre 1 saat gecikmeyle varabilmiştik. Bizleri merkeze/meydana 20 dakikalık uzaklıktaki mesafeye 'terk ettiklerini' de göz önünde bulunduracak olursak, kendi adıma konuşuyorum, o izdihamda Patra'yı 5 saatlik gibi bir sürede gezebileceğimizden şüphe duyuyordum. Patra'yı gezip dolaşmak için karnavalların olduğu günü tercih etmiş olmam başlı başına bir fiyasko iken, zamanın da böylesine kısıtlı olması pişmanlık duygumu kabartıyordu.

Bunlar; maliyeti 15 Euro olan günü-birlik turlarda yaşanabilecek sıradan aksilikler, fazla büyütmeye gerek yok. Ancak hiç te sıradan sayılamayacak birşey varsa, o da kafayı siyonistlerle yemiş 50'li yaşlarındaki western şapkalı kadın avcısı çapkın amcayla yolculuk yapmaktır. Onu zaptetmeye çalışan akrabalarının yanında olmadığını hayal etmeye çalışıyorum; verdiği rahatsızlıktan dolayı onu Corinth Kanalı'na fırlatırdım.


Patra

Patra'da havanın yağışlı olacağını biliyorduk ve temkinli gelmiştik. Fırtına olmadığı sürece yağmuru asla sorun etmem, severim de. Ancak Mora yarımadasının doğal atmosferi beni boğmaya yetiyor. Dağlarla çevrili 'dolambaçlı' dar yollar, ilerledikçe birşeylerden uzaklaşıyormuşum hissine kapılmama neden oluyor. İçimden, zamanında Osmalı'nın burayı neden feth-etme gereği duyduğunu sorguluyordum. Burada ne bulmayı ummuş olabilirlerdi acaba?

Doğruluğu sorgulanabilir pek te inandırıcı olmayan bir iddiaaya göre, başka ırklarla karışmamış saf-kan yunanlıların Mora yarım adasında yaşadığı düşünülür. Bölgede yakın dönemde mültecilerle yaşanılan sıkıntılar, bu tezi ne denli doğruluyor bilemiyorum ama, benim tanımış olduğum Mora'lıların tümü gayet sıcak kanlı ve dost canlısı insanlar. Kalamata'lı eski Başbakan Samaras hariç.


Patra'ya iner inmez, cowboy şapkalı amcandan kurtulmanın heycanıyla birlikte Mora'nın o boğucu atmosferini artık üzerimde hissetmiyordum. Deniz kenarındaki cadde boyu karnavalın düzenleneceği şehir merkezine doğru ilerliyorduk. Nedendir bilmiyorum ama o cadde beni evimde - Gümülcine'de olduğumu hissettirdi. Oysa bizim memlekette; ne deniz vardır - ne liman - ne de öyle bir cadde.

Farklı bir şehre  - farklı bir ülkeye gittiğinizde, o yörenin lezzetlerinden tatmak en mantıklısıdır. Malesef kısıtlı zamanımızdan dolayı buna fırsatımız olmadı. Fast Food'la yetindik, yani New Orleans'a kadar gitmiş olduk. Tabi bu işin espirisi, fakat oturup düşündüğümüz vakit aslında ne kadar ürkütücü olduğunu anlıyabiliyorsunuz.
Şehirde ilerledikçe dikkat çeken ilk şey, sokaklarıyla binalarıyla - banklarıyla ve motifleriyle İtalyan mimarisinin hakimiyeti oluyor. Kendinizi, Patra'dan çok Ancona'daymışsınız gibi hissediyorsunuz. Şöyle bir göz gezdirecek olursanız eğer - gemi seferleri ekseriyetinin İtalya'ya yapıldığını, büroların pencerelerine asılı olan broşürlerden öğrenebiliyorsunuz.

Bir yunanlının italyandan temel farkı, italyanın bir çeyrekte içtiği kahveyi - yunanlının 3 saatte içmebilme kabiliyetidir. Bunun haricinde iki milletin de huy ve davranış bakımından aynı bokun laciverti olduğu, aksi iddiaa edilemez bir gerçektir.
Ne yazık ki kahvemizin (Freddo Espresso) tadına, tören saat 14:00'da başlıyacağı için, ancak bir saatte varabildik. Öte yandan; görebildiklerim kadarıyla Patra kafeteria konusunda benim için sınıfta kalmıştır. Sanki birileri; müşterilerin/kahveseverlerin yayılıp rahat etmesini istemiyormuşçasına, kafeteriaları dar ve 'küf' dizayn etmişti. Sanırım bunda italyan kahve içme kültürünün büyük etkisi var. Neredeyse bütün mekanlar 'ayak üstü' yapılmış, hiç özen gösterilmemiş gibiydi. Bence Patra bu husuta, Gümülcine'nin eline su bile dökemeyecek kadar yetersizlik içerisinde.

Karnavala gelecek olursak, sizler için geçiş töreninde çektiğim 3 dakikalık bir video hazırladım. Orada olan kişiler oldukça eğleniyor gibi görünüyorlardı. Açıkçası ben onlara pek ayak uyduramadım. Yine de görülmeye değer kareler vardı. Patra'da yada Yunanistan'ın herhangi bir şehrindeki karnaval kutlamalarına katılamadığınız için üzülmeyin, pek birşey kaçırdığınız söylenemez. TV'den Rio izlemek daha eğlenceli.

Amma Velakin