Okumak Anlamaktir

17 Temmuz 2015 Cuma

2014/2015 | 2015/2016

Pekala... vermek zorunda kaldığım uzun aranın en makul açıklaması şöyle olabilir; okul ve iş yoğunluğuna bir de Yunanistan'daki kritik sürecin (referandum vs) eklenmesi, beni yazı yazmaktan alıkoydu. Şimdi yaz tatili nedeniyle geri döndüm diyebilirim ve yeniden başlamanın en uygun yeri, en son kaldığım yerden devam etmek olduğunu düşünüyorum. Aslında bunu istiyorum çünki beni oldukça heycanlandırıyor.

O halde konumuz Fenerbahçe ve önceden de yazma niyetinde olduğum geçen sezon başı, sezon ve sezon bitiminden sonra bu sezon başı gözlemlerimi/aciz analizlerimi özetle sıralamak istiyorum.


2014/2015 sezon öncesi

28 yaşındaydım, kendimi bildim bileli Fenerbahçe taraftarı olduğum günden bu yana, takımın piskolojikman 2 ay öncesinden ve matematiksel olarak ligin bitimine 1 ay kala yani 4 hafta kala şampiyonluğunu ilan edişine şahitlik etmemiştim. Aksine son maç kaçan 3 şampiyonluğun; 3/2'inin Galatasary'a ikram edildiğine tanıklık ettim. Bunlardan biri kendi sahamızdaydı ve hatta bir gol farkla hediye edilmişti. Karanlık günlerdi.

Keza geçen yıl, son maçta olmasa dahi, İsmail Kartal ile birlikte yine bir şampiyonluğun Galatasaray'a hediye etme gayreti içirisinde olan anlayışın gölgesinde koca bir sezon geçirdik. Bu anlayışın mimarları başta Aziz Yıldırım olmak üzere, sözde Fenerbahçe evlatları olan futbolcuları (ki onlardan biri Galatasaray devşirmesi) ve teknik heyeti idi. Açıkçası taraftarın da payı vardı.
Daha farklı da yorumlayabiliriz: Geçen yıl tamamen profesyonellikten uzak, vazıfsız - beceriksiz - basiretsiz - vizyonsuz 'ayak takımı tarafından' (futbolcular ve teknik heyet) Fenerbahçe'nin ihanete uğradığı biz sezon geçirdik. Kaçırdığımız/hediye ettiğimiz 3 şampiyonluktan daha ağırıydı bu.

Ersun Yanal; erken şampiyonluğu sonrası soyunma odasından dışarı sızdırılan ses kaydı, sudan sebeplerle kovuluşuna ek delil olarak, Aziz Yıldırım fotoğraflı bir Twitter trollu tarafından piyasaya sürülüyordu. Ersun Yanal'ın zorla istifa ettirilişinin sudan sebepleri; özel hayatı, yoğun antrenman temposu, sezon öncesi kampta futbolculara 2 veya 4 günlük izin vermesi, Ersun Yanal'ın kameralar karşısında candan - kameralar ardında futbolcularına ve çervesindekilere soğuk ve hırçın tavrı, ve son olarak leptopu gösteriliyordu.


A. Yıldırım'a göre bir futbol takımının başarısı, başkanından başlar. (Öyle ya, hani başarıyı sahiplenecek) Başkan futbolculara prim verir, sponsorlukları ayarlar, futbolcuların alacaklarını vaktinde öder vs. 

Aziz Yıldırım'ın doğru teknik adam tezleri arasında, teknik direktörün özel hayatına dikkat etmesi (kısmen katılıyorum) futbolcularına gereksiz izin vermemesi, Zico örneğindeki gibi ne fazla babacan - ne de Ersun Yanal örneğindeki gibi fazla otoriter olmaması, Löw örneğinde olduğu gibi futbolcularının kart cezalarına ve sakatlıklara yenik düşmemesi, Aragones gibi kulübede uyumaması, Fenerbahçe'ye gelen her teknik direktörün bir Alex Ferguson olması ama bir Alex olmaması, kısaca başkana tabi olması gibi maddeler bulunuyor. Sağolsun A. Yıldırım geçtiğimiz 2014/2015 sezonununda bunun öyle olmadığını, teknik direktörlüğe bizzat kendisini atayarak demiyelim de, amacına en uygununu atayarak bir kez daha göstermiş oldu.

Sezon öncesi hiç söylemediği bir şey söylüyordu İsmail Kartal'ın imza töreninde Aziz Yıldırım; ''başarı teknik direktörün, başarısızlık benimdir'' 

Belki de 2014/2015 sezon öncesi Ersun Yanal'la birlikte Aziz Yıldırım da futbolcuların ihanetine uğruyordu. Evlatlarım dediklerine, onlarsa; ''Ersun Yanal gitti dertler bitti'' diyen çapsızlara inanıyor, kanıyor, ve onların şikayetleri üzerine başarıyı cezalandırıyordu. Bunu 2015/2016 sezon öncesi Fenerbahçe'nin yeniden yapılanmasından daha iyi anlıyoruz.


2014/2015 sezonu

Yiğidi öldür ama hakkını ver demişler. Bir şeyleri karalamak ve gömmek dünyanın en kolay eylemidir. Burada sadece Aziz Yıldırım, İsmail Kartal ve beceriksiz eski veya yeni futbolcu alehtarlığı yapar ve sabahtan akşama kadar satır satır şu sayfaların arasına gömebilirim. Fakat ben 'güzeli' görmek istiyorum.


Ersun Yanal önderliğinde geçtiğimiz yıl yapılanmamızın ilk adımı olarak bir fırsat diye düşünüyordum. Takım eksiklikleri olmasına rağmen göze hoş gelen hücum futbolu oynuyordu ve bana göre geçtiğimiz sezon, Fenerbahçe tarihinin en kritik sezonuydu. Yıllarca Şampiyonlar Ligi'nden uzak kalmıştık ve rakiplerimiz gerçekten kötüydüler, bunu hep birlikte gördük. Şampiyonluk; uzun aradan sonra Şampiyonlar Ligi guruplarına direk katılma bileti demekti.  Şansa bırakılmamalıydı.

Keza Diego hariç transfer yapılmaması, formaya sponsor alınmaması, hep buna isaretti. Yapılanmanın ilk ayağı.
Harcamalarda tasarruf edilecek, kontratı biten futbolcularla sezon sonuna kadar her hangi bir anlaşma imzalanmayacak, kadronun yeterli olduğu düşüncesi ile yeni kadro yapılanması belki de yeni teknik direktörle birlikte önümüzdeki sezon gerçekleştirilecek, kötü forma reklamı yerine sezon sonuna dek sponsorsuz devam edilerek ŞL ile birlikte artan marka değerine ''daha iyi'' spornsor bulunabilsin vesaire.

Ancak öyle olmadı. Koca sezon zombie futboluna tahammül etme zorunluluğu getirildi. Sınanıyorduk. İçimiz geçiyor, saç baş yoluyorduk. Buna bir de Passolig ve Aziz Yıldırım'ın taraftar guruplarıyla olan husumeti de ekleniyordu. Yönetim içinde çatlaklar oluşuyordu. Teknik heyet; bir önceki hocasını Başkana şikayet ederek istifa ettirilmesine neden olan futbolcularına söz geçiremiyordu. Fenerbahçe formasını çıkartıp maçı terk etmek isteyen oyuncu, taraftarın tüm yahulamalarına rağmen zorla oyunda tutuluyordu. Kendi sahamızda küme düşen takıma yeniliyor, derbileri alıyorduk, ama bir türlü olmuyordu. Hep birlikte fiyasko yaşıyorduk. En ağırı ise 4 Nisan gecesi takım otobüsüne katliam girişiminde bulunmaları oldu.

Tüm bu olumsuzluklara ve kendi beceriksizliğine rağman takım, bir şekilde sezon boyunca sampiyonluk yarışında varlığını hissettirebiliyordu. Neticede 'haddini bilerek' ikinci tamamlıyordu sezonu.


2015/2016

İki gün önce bir tweet'e rastladım. 140 karakterde; gerek Nani gerek v. Persie imza törenlerinde, sosyal medya aracılığı ile fotoğraflarına rastladığımız, Galatasaray derbisi öncesi röportajı ile ün salan 'Fener tersten saplar' amcadan bahsediyordu.
Piyangocu amcanın o sözü; tüm taraftarı kenetlediğini, Fenerbahçe'lilerin gerçekleri görmeye başladığını, gelen başarısızlık sonrası isyan ettiklerini ve yönetimin aklını başına devşirmesiyle yeniden yapılanmaya gittiği ve böylelikle Fenerbahçe'ye iki dünya yıldızı kazandırdığını, dolayısıyla amcanın dönüm noktası olduğunu söylüyordu.

Hiciv bi'yana; ben bu yapılanmanın en etkin, ikinci ayağı olduğunu düşünüyorum ve henüz tamamlanmış değil. Üçüncü aşamasının ise önümüzdeki sene daha derinden ve sesiz olacağı kanatindeyim. Fenerbahçe, başka bir devrimi gerçekleştirme eşiğinde. Bu gerçekleşen dünya yıldızı transferleri ile alakalı bir şey değil. (İlk fırsatta buna başka bir yazımda değineceğim)

Aziz Yıldırım adaylığı ile birlikte, yeniden görülen 3 Temmuz kumpasının mahkeme kararı sonuçlandığı an başkanlığı bırakacağını açıklamakla kalmadı, Ali Koç'u deyim yerindeyse veliahtı olarak gösterdi. Ali Koç aynı gün, konuşmasında A. Yıldırım'ı teyit etti ve onu bu kararını desteklediğini söyledi. Hiç kuşkusuz bu her kesim tarafından olumlu karşılandı. Böylelikle başarısız geçen sezonun yarattığı o gerginliğin nabzı düşürülmüş oldu.


Hemen ardından G. Terraneo denilen, Yunan adalarının birinde balık tavernası sahibi Yorgo görünümlü bir adam sportif direktör olarak atandı. İlk başta anlam veremedik ve Mancini/Prandelli örneklerinde olduğu gibi haklı olarak çekindik.
Google amcanın bile pek tanımadığı bu 'bıyıklı' adam hakkında en engin bilgiler, biraz futbol hayatı ve biraz da aynı pozisyonda Inter'de geçirdiği dönemden ibaretti. Ancak, sözüne güvendiğim yakın bir dostum kulağıma latifeyle şöyle fısıldıyordu:

''Terraneo; global futbolun ve uluslar arası egemen güçlerin barındırdığı en etkin simalardan. Tanışıklığı olduğu kurum, kuruluş, menajer, yönetici ve futbolcuların sayısını bilsen aklın şaşar. Bağlantılarını tahmin bile edemezsin. Bu Aziz Yıldırım'ın işi değil, bunda Ali Koç'un parmağı var!''

Ali Koç'un ne denli parmağı var onu bilemem. Ancak G. Terraneo'nun şimdiye kadar Fenerbahçe'de sürdürdüğü icraatlar/transferler ve bunları çok kısa süre zarfında gerçekleştirmesi adeta dostumun dediğini doğrular nitelikte. 

Ne var ki Aziz Yıldırım bir beyanatında G. Terraneo'yu 15 yıldır tanıdığını ve dost olduklarını belirtmişti. Doğal olarak taraftarın aklına 'o zaman bu hamleyi daha önce neden yapmadı?' geliyor. Ancak taraftarın gözden kaçırdığı çok önemli bir husus var. Yabancı kontenjanı! Yıllardır Aziz Yıldırım, yabancı kontenjanının genişletilmesi hatta kaldırılması için çabalıyordu. Globalleşen ve insanların birbirine bu denli yakınlaştığı bir dünya dahilinde, yabancı sınırlamasının 5 gibi komik bir sayıda iltihaplanmaya yol açtığı gerçeğini göremeyerek, göçüğün başına G. Terraneo getirmek, imkansız idi. En nihayetinde bir nebze de olsa bu sorun hafifletilmiş oldu.

Fenerbahçe değişiyor, evet. Olması gerektiği gibi bünyesine değerli futbolcular katıyor. Bunlardan ikisi dünya yıldızı. Tamamına yakın büyük oranda tüm gereksizlerden ve yüklerden kurtuluyor. Bir kere uzun aradan sonra Vitor Pereira ile antrenman yapmayı öğreniyor, hazırlık maçı yapıyor. Kadro derinleşiyor. Dizilişte seçenekler çoğaltılıp alternatifler oluşturuluyor. Geçen yılın asları bu sene yedek oturtuluyor. Futbolcuların rekabet içinde olması sağlanılıyor.
Bunlar olması gerekenlerdi. Ne yazık ki bu görüntüye pek alışık değildik. Bana soracak olursanız en büyük değişiklik, Aziz Yıldırım'ın futbol takımı üzerinden elini çekip köşesine çekilmiş olması, aynen Fenerbahçe Ülker'de olduğu gibi. En azından şimdilik öyle görünüyor.
Kaç sezon, gerek Aziz Yıldırım'ın transfer poltikası, gerek  sezonu geç açmamız yüzünden, Şampiyonlar Ligi elemelerinde komik takımlara takılmadık ki?

Fenerbahçe'nin bu denli hızlı ve doğru hamlelerle yapılanması, her şeyin son derece yolunda gitmesi sezon başı beklemediğim bir şeydi. İlk defa böyle bir şey yaşıyoruz. Bir defasında Daum 'yeni' Fenerbahçe'yi kurmuştu. O kadro bizi neredeyse 10 yıl idare etti fakat böylesine organize de değildi.
Bu yıl da geçen sezon olduğu gibi önümüzde nispeten kolay bir lig yarışı var. Umulur ki her şey yolunda gitmeye devam eder ve 34 hafta sonunda gerçekten hak ettiğimiz yerde oluruz. Ancak gücü yetmeyenler bahaneler üretir.
Avrupa ayağı bambaşka bir konu. İlk elemeleri geçmeyi başarabilsek dahi, play off turunda ki rakiplerimizden sıyrılacağımızı pek düşünmüyorum. Fakat imkansız değil.

İyi bayramlar.

Amma Velakin