Okumak Anlamaktir

30 Eylül 2016 Cuma

Eylül

Yazın çaresi yoktur. Temmuz ayı; kapılar pencereler ceyran yapsın diye ardına kadar açıkken evin ortasına boxer'la oturduğumu hatırlarım. Ter banyosu. Şurdan şuraya adım atmanız güçleşir ve günde 10 kez de duş alsanız asla fayda etmez. Özellikle Atina; 180 derecede pişen yemeği kontrol etmek için fırının kapağını açtığınızda yüzünüze çarpan o buhar vardır ya, Atina'nın havası yaz boyu öyledir işte. Sabaha karşı 1'de 31 derece. Her gün ve her gece.

Küçüklüğüm deniz kenarındaki yazlığımızda geçti. Deniz ve plajla aram iyidir. Lakin o da yazın bunaltıcı sıcağına çare olamaz. Klima dokunur, dondurma susatır. Öte yandan kış; soğuktur. Kar yağar bi'kere, karı kim sevmez ki? Kışın üst üste elbiseler giyeriz ve bu bizi cazibeli gösterir. Yakıcağınız bir ateşiniz dahi olmasa bir battaniye ve paltoyla idare ederiz. Evet, kışın soğuna karşı bir şekilde üstesinden gelmesini biliriz, çaresi vardır yani. Ben Hristiyan memlekette yaşıyorum, kışları Noel olması dolayısıyla sokaklar, caddeler, kafeterialar hep ışıl ışıldır. Kar yağar bi'kere.

İlk Bahar, habercidir. Çiçeklerin, kuşların, güneşin, ne soğun ne de sıcağın habercisidir. İntiharların en çok yaşandığı mevsim olsa da bahar; bende her zaman birleşenlerin, mutlu olaların mevsimi izlenimi vermiştir. Gündüzlerin uzadığı, aydınlığın - kolaylığın mevsimidir. Baharı da kışı da severim. Ama hiç biri bir Son Bahar değildir.



Son Bahar sarıdır. Yeşil ve mavi, yerine kahverengi ve griye bırakmıştır. Kışın kar yağar, son baharda yaprak. Yazın bunaltıcı sıcağı geride kalmıştır. Peki ya düşen yaprakların üzerine çiseleyen yağmura ne demeli? Ve ondan sonra etrafı kaplayan toprak kokusuna? Son bahar, son bahardır. Hüzündür. Belki ayrılık, son bir göz atış. Bir bakış...
Son bahar ve hatta tüm ayların arasında en ihtişamlısı da Eylül'dür. Her zaman derim; kız çocuğum olursa ismini Eylül koyacağım. Güz mevsimi ilk ayı yarın bitiyor. 11 ay sonra görüşmek dileği ile.

Amma Velakin